Filmimiz şu an sinemalarda gösterimde olan ‘We Bury the Dead’. Filmin adını tam çevirirsek ‘Biz ölüleri gömeriz’ anlamına geliyor. Filmde Avustralya’nın Tazmanya adasında kaza ile deneme aşamasındaki bir bomba patlıyor, adadaki herkes ölüyor. Bu ölülerin kayıt altına alınıp gömülmesi büyük bir operasyon. Kahramanımız Ava, ordu ile birlikte gönüllü çalışıp kurbanların gömülmelerine yardım eden bir fizyoterapist.
Filmde birden fazla tema çok başarılı bir şekilde işleniyor. Bu büyük felakete yol açan bomba örneğin Amerika Birleşik Devletleri askeriyesinin denediği bir sinir bombasının kontrolden çıkması yüzünden oluyor. Film boyunca savaşın ve öldürücü silahların insanlığı ne hale getirdiğine dair diyaloglar var ama bu seyircinin gözüne sokmadan, konunun doğal akışı içinde veriliyor.
Asıl tema beklenmeyen bir kayıp. Ava kocası Mitch ile evliliğinde bir sorun yaşıyor ve onunla hesaplaşamadan onu iş için seyahat ettiği adada kaybediyor. Aralarında kapanmamış hesaplar, söylenmemiş sözler var ve Ava bu durumu kabullenemiyor. Bu zamansız kopuşun Ava’nın içini cayır cayır yaktığını hissediyoruz. Onu herkesin öldüğü tehlikeli bir adayı tek başına geçmeye iten yakıt da bu ateşten geliyor.
Adada ölen bazı insanların bilinçsiz bir şekilde hareket ettikleri gönüllülere anlatılıyor. Hangi ölülerin bu hareketliliği kazandığı belirsiz ve ordu kesin olarak her ölüyü elimine ediyor. Gönüllüler bir zombi gördükleri zaman orduya haber verip. öldürülmelerini sağlamak zorunda. Kocası Mitch de belki öldükten sonra dirilir ve onunla konuşabilirim umudu ile Ava görev dışına çıkıyor ve kocasının olduğu koya gitme planları yapıyor. Bu süreçte zombilerin hem saldırgan hem de bilinçsiz olduğunu görüyoruz ama Ava ikna olmuyor. O kadar çaresiz ki dirilen bir zombinin gözlerine bakarak onunla konuşmaya çalışıyor, amacı bilinci olup olmadığını anlamak.

Bu yola çıkarken bir yol arkadaşı da var, sorumsuz ve tekinsiz bir genç bir adam olan Clay ona eşlik ediyor. Burada da yol arkadaşlığı teması var. Birbirinden çok farklı iki karakter, şartların getirdiği bir yoldaşlık kuruyor ve hiç zorunlu olmadıkları halde yardımlaşıp birbirlerini koruyorlar. İnsan olmanın ne olduğunu hatırlamak için felaket filmleri harika bir atmosfer, yönetmen Zak Hilditch bunu çok güzel kullanıyor.
Sinematografi harika. Hiçbir detay gereksiz değil, olaylar gerçekçi ve renkler çok güzel kullanılmış. Görüntü yönetmenine tebriklerimizi gönderiyoruz.
Bu yolculukta tabi ki tehlikeler var, ama Zak bizi ters köşeye yatırıp asıl tehlikeyi zombilerden değil ademoğlundan getiriyor. Hamile karısını adada kaybeden kaçak asker’in Ava’yı kandırıp karısının yerine koymaya çalışması başlı başına film içinde bir film. Acıdan bir insanın nasıl psikoz geçirip gerçeklikten kopabileceğini görüyoruz ve Ava bu durumdan nasıl kurtulacak nefesimizi tutarak izliyoruz.

Ava sonunda kocasının olduğu otele geldikten sonra film bir melodrama dönüp resmen seyirciyi ağlatıyor. Bir macera filminde insan duygularını bu derece güzel işlemek bence gerçek bir başarı. Tabi ki oyuncu Daisy Ridley çok başarılı olduğu için bu mümkün. Karaktere inanıyoruz, bu yola onunla birlikte çıkıyoruz ve sonunu beraber getiriyoruz. Ava ile duygudaşlık yaşamamak için katı kalpli olmak lazım.

Yönetmen gerçekten iyi bir iş çıkarmış. Hollywood’un son yıllarda suyunu çıkardığı Zombi motifini insana dair bir hikaye için arka plan olarak kullanmış. O yüzden bu filmi Zombi filmi olmayan bir zombi filmi olarak ayrı bir yere koyuyorum ve son derece tavsiye ediyorum.






