Anasayfa / Yerli Dizi / A.B.İ. – Yeni bir dizimiz mi oldu

A.B.İ. – Yeni bir dizimiz mi oldu

Eğer benim gibi yerli dizi seyretmekten son derece zevk alan ve yeni dizileri dört gözle bekleyen biriyseniz ABİ dizisi için siz de heyecanlanmışsınızdır. Ben be bu zevki paylaşan birçok kişi gibi ekran başında yerimi aldım.

Diziyi seyretmeye başladığım zaman ilk dikkatimi çeken şey süresi oldu. 2 saat 38 dakikalık bir dizi her hafta nasıl yürütülebilir buna inanamıyorum ama Türkiye kendi ayağına sıkıp işleyen şeyleri açgözlülükle bozmak konusunda uzman bir ülke. O yüzden Hintliler gibi 2 buçuk saatlik dizilerimiz var. Napalım tadını çıkarmaya çalışalım. 

Başlangıç son derece dinamik, ana karakter olan Doğan doktorumuzun nasıl biri olduğunu anlıyoruz. Kız kardeşinin de aynı meslekten olması, eve gitme aciliyeti bunlar çok güzel verilmişti.

Kız kardeş ne diyecek acaba diye izleyicide merak duygusu uyandırıldı.

Gelelim ikinci karakterimize. Avukat kızımızla tanışmamız onun telaşlı bir şekilde yollarda koşturması ile oluyor. Tabi normalde bu koşturma sadece bir sahnede verilebilecek bir durumken kızımız neredeyse bütün bir semti koşuyor çünkü dizi süresi 2 saat 38 dakika. Üstelik koşarken ayakkabılarının iğne topuk olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Yeryüzünde hiçbir kadın o iğne topuklarla o mesafeyi koşamaz. Üstelik bir avukat karısını dövmeye gelmiş bir adama kapıyı açmadan önce mutlaka polisin gelmesini bekler, arar adamı kendi kuvvetine dayanarak karşılamaz. Polisi beklememek mantıksızlığını zaten kızın yardımına yetişen eleman da dile getirince biraz olsun rahatlıyoruz. Bunu Türk dizilerinin aşırı drama yaratma çabasına bağlamaktan başka çaremiz yok maalesef.

Bu arada dizide en hoşuma giden şey Doğan’ın evden ayrılırken saat hesaplayıp geri sayım başlatması oldu. Bu çok hoş bir metafor. Aslında seyrederken hepimiz o 39 saatin tutmayacağını biliyoruz ama işler nasıl karışacak da Doğan geri dönemeyecek onu merak ediyoruz. 

Geldik baba ocağına. Doktorumuzla başlayınca ne güzel şehirli bir dizi olacak herhalde derken hoop, düşüyoruz bir töre düzeninin ortasına. Gülse Birsel’in kulaklarını çınlatalım.

Ataerkil kültür hala o kadar iş yapıyor ki, Melek kızımızın üzerine zebellah gibi çöken baba, kitap abimin deyince duruyor mesela. Yani kitap kızınsa kitabı da yak kızı da döv ama kitap abininse orada paylaşılan bir iktidar olduğu için geri bir adım var. Bu çağda kızının doktor olmasına karşı çıkması için bir babanın çok ama çok geçerli sebepleri olması gerekir, neyse ki bunları sonradan öğreniyoruz. geçerli değiller tabi ama tetikleyici bir olay olmuş evet.

Doğan’ın kardeşinin babayla olan iletişiminden anlıyoruz ki tipik bir feodal düzen hakim bu aileye. Bu düzende evin reisi oğlunu eziyor oğlu kendi oğlunu eziyor, o şöförü eziyor, bu böyle bir zincir halinde gidiyor. Muhtemelen iş yerinde en altta ezilen de eve gelip karısını dövüyor ki ezme zinciri tamamlansın. Şehirli insanların hayatları o kadar sıkıcı mı ki biz sürekli bu feodal yapının hikayelerini seyretmek zorunda kalıyoruz?

Bundan sonrası bence genel olarak tutarlı gidiyor, Doğan ve Avukat kızımız Çağla’nın iş görüşmesi diyaloglarını ben sevdim. Aralarında filizlenen sıcak duygular bana geçti ama geçmesine çok hevesli olduğum için de olabilir.

Bir de keşke Doğan’ın kavga sahnelerini çekerken bir cerrahla konuşsalarmış. Hiçbir cerrah bu şekilde sağa sola günde beş defa yumruk atmaz çünkü cerrahların ellerini korumaları çok önemlidir. Bir de kardeşim Doğan neden bu kadar abartılı bir kahraman gibi tasvir ediliyor, bu kadarına gerek var mı? Bir gün içinde abisini kurtarıyor, damadı kurtarıyor her gittiği yerde bam güm kötü adamlara indiriyor. Bu tip durumları abartınca az bütçeli Cüneyt Arkın filmi hissiyatı veriyor.

Geçmişe dair bütün gizem normalde ilk bölümde verilmez. Ama süre 2 saat 38 dakika olunca biz Doğan’ın hem babaya hem de anneye neden küstüğünü bütün detayları ile öğreniyoruz. İşte bu yüzden ana akım dizilerde bütün hikaye 10 bölüm sonra bitiyor ve yeni karakterler ile yeni hikayeler yazılıp aynı diziye devam etmek gerekiyor. Tabi böyle olunca dizinin başı başka, sonu başka oluyor. Bakınız Kızılcık Şerbeti. 

Neyse ilk bölüm olarak bence son derece başarılıydı. Temelde bir töre dizisi olmakla beraber içine şehirli hikayeler de dahil, kimsesiz kız da var, mafya da var, silah da çekiliyor, bütün klişeler bol bol kullanılmış. Ama işte biz öyle bir coğrafyanın çocuklarıyız ki bütün bu saçmalıklar içinde bile o insan hikayelerinin hissi seyirciye geçiyor. Ben Behram’ın katıksız kötülüğü yanında vicdan azabını, Doğan’ın annesinin verdiği karardan dolayı ödediği bedeli, Sinan’ın zayıf karakterinin onu nasıl şerefsiz biri haline getirdiğini hissettim ve bunu seyretmekten zevk aldım. 

Bakalım dizi nasıl ilerleyecek.

Bir Yorum

  • Doğan’ın geçmişi ve ailesiyle olan ilişkileri, gizemli olaylar ve beklenmedik dönüşlerle seni şaşırtıyor.
    – *Geçmişle yüzleşme:* Doğan’ın geçmişteki olaylarla hesaplaşması, karakterin gelişimini ve hikayenin ilerleyişini etkiliyor.
    – *Adalet arayışı:* Doğan’ın hak araması, adaletsizliğe karşı duruşu, duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.

    Bu unsurlar, dizinin dramatik yapısını güçlendiriyor ve ekrana bağlıyor .

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir